​ÇOCUKLAR VE BİR GÜN

ÇOCUKLAR VE BİR GÜN 

Vural KAYA

Bir gün gelecek, çocuklar "yalnızlığı" kaf dağının ardına kadar kovalayacaklar.

Bir gün gelecek orda, o kaf dağının ardında iyi dev amcalardan rica edecekler: lütfen 

dev amca, bu yalnızlığı bir daha kentlere geri gönderme, hep orda kalsın, iyi bir masal 

kahramanı sansın bizden sonraki çocuklar onu", diyecekler.

Bir gün gelecek sevgi öğretmenleri yayılıp yeryüzüne; bütün insanlarla sevgi dersi 

yapacaklar.

Bir gün gelecek, uzaydan yeryüzüne doğru her gece melekler iner sanacak çocuklar, 

her gece insanlık bereketinin yağışını...

Bir gün gelecek çocuklar çıkmaz sokakların sahibi olacaklar; ve o çıkmaz sokaklarda 

gülücük sergileri yapacaklar. 

Bir gün gelecek çıkmaz sokaklar güllerle, yaseminlerle donatılacak; şiirlerle, 

masallarla, öykülerle, fotoğraflarla, resimlerle...

Bir gün gelecek, her gece yoksulların kapısında çocuk konseyleri belirecek; onlara en 

sevdiği yiyecekleri, giysileri getirecekler...

Bir gün gelecek, haksızlığı sihirli bir değnekle yok eder gibi dokununca yok ediverecek 

çocuklar.

Bir gün gelecek, adalet serpecekler yeryüzüne gülücük çocukları; her çocuk bir Ömer 

güzelliğinde donatacak kalbiyle her yeri...

Bir gün gelecek, umursamazlık hastalığına deva olacak ilacı bulacak bu çocuklar.

Bir gün gelecek, her insana tabiatı sevmeyi öğretecek güzelim gülücük severler.

Bir gün gelecek, "herkesin bir dağ evi olsun, herkesin bir kuşevi olsun, herkesin bir 

ağağevi olsun" kampanyası başlatacak çocuklar.

Bir gün gelecek, kin ve nefreti denizlere dökecekler, yok edip sevgiyi bir bayrak gibi 

göndere çekecek bizim çocuklar.

Gökkuşağı Yiyen Çocuk, Ümit Elif Özkan

Gürorman’da her bir kuş,
Rengiyle adlandırılırmış:
Yeşilkanat, Morkuyruk, Sarıgaga…
Her bir kuş için kural böyleymiş.
 
Ama bu masalın kahramanı
olan kuşun yokmuş adı, sanı.
Çünkü renksizmiş gövdesi, kuyruğu, kanadı.
Olmadığı için rengi ve adı
kimse onu çağıramazmış.
 
Bu yüzden hiç arkadaşı yokmuş
sanki yokmuş böyle bir kuş.
Ama o var olmak istiyormuş.
 
Annesi Babası üzgün, çaresiz;
renksiz, isimsiz çocuklarına bir iz,
bir işaret uydurmuşlar her seferinde.
 
Ama bizimki istememiş
boncuk, yaprak, renkli tüy takmak.
Kendi rengi ve adı olsun istiyormuş.
 
Bilge Kuş’a başvurmuş.
Bilge Kuş, sararmış eski yapraklardan
eskimeyen bilgileri okurmuş.
Gözlerini kısıp renksiz kuşa bakmış:
“Bir yolu var.” demiş, “Ama kolay değil.”
Ve bir bir bu yolu şakımış.
 
Bizimki can kulağıyla dinlemiş.
Bilge Kuş’un dediklerini bellemiş.
Yağmur yağmış, güneş açmış.
Anne Babasıyla vedalaşmış.
Gökyüzüne kanat açmış.
Ümitle dua dua uçmuş.
 
Bazen çok yorulmuş,
bir BeyazBulut’un üstünde bir cik uyumuş.
Yedi gün yedi gece sonra
ulaşmış yedi renkli gökkuşağına.
 
Açmış, uykusuz ve yorgunmuş.
Bilge Kuş’un dediğini yapmış,
gökkuşağının ucundan bir dilim ısırmış.
Mmm lezzetliymiş, renkli bir tadı varmış.
O anda açlığı, yorgunluğu geçivermiş.
Midesinden gövdesine, oradan
kuyruğuna ve kanatlarına yayılmış
gökkuşağının bütün renkleri.
 
Sevinçle rengârenk ötmüş.
Heyecanla yuvasına dönmüş.
Anne Babası onu bakışlarından tanımış.
Bütün kuşlar Büyük Meşe’de toplaşmış.
 
Bilge Kuş konuşmuş:
“Yoruldun ama yılmadın.
Gökkuşağına kanat vurdun,
Adını seçmek elbet senin hakkın.”
 
Bizimki seçtiği ismi şakımış.
“Bundan böyle benim adım Gökkuş”
O günden sonra herkes onu adıyla çağırmış.
Bir sürü de arkadaşı olmuş.
Bu masalı okuyanların başına
yedi renkli kuşlar konmuş.

Bom!, Beyza Nur Demirci

"Bir iki üç tıp!" diyeyim
Ve sussun bütün
BOM! BOM! BOM! bomba sesleri
Ağlamasın artık annem
"Bir iki üç!" diyeyim
Ve başlasın kuş sesleri!
 
Uçaklar dolaşıyor göğümüzde kardeşim
Yağmur gibi yağıyor üstümüze ölüm 
Ey dünyanın bütün kuşları toplanın!
Çünkü ancak kuşlar uçaklarla savaşabilir!
 
Kaçışıyor sokağımızda insanlar oradan oraya
Bu nasıl bir oyun, nasıl bir yakalamaca?
Tamam anne üzmeyeceğim seni, artık ağlama!
Sıkıldım bütün oyunlardan
Nerdesin?
Elma dersem  de çık, armut dersem de çık artık baba! 

Gazze İçin Bir Çocuk Bildirisi, Vural Kaya

Ben bir çocuğum; ben Gazzeli bir çocuğum.
Ben bütün dünyanın gözü önünde çocukluğu elinden alınan bir çocuğum.
Ben bir savaşın acı çığlığıyım ey insanlık !...
Her gece göğe yükselen umudun ta kendisiyim…
Evleri bombalanmış, parkları hiç olmamış, tel örgüler içinde yaşamaya mahkum edilmiş çocuğum ben..
Ben öldürülen, katledilen, gözyaşları içerisinde bırakılan bir çocuk değilim sadece; ben insanlığım aslına bakarsanız…
Ben bütün insanlığın kanayan vicdanıyım…
Duyarsız bırakılmış milletlerin Pollyanna oyununa oyuncak edilmiş bir çocuğum ben.
Beni görmemek için direnenlerin vicdanında bir körebe oyunuyum…
Ben bir sabahım aslına bakarsanız; bir sabah uyandığımda dünyanın bütün çocukları bir daha asla ve asla ağlamayacak diye umut veren sabah rüzgarıyım ben…
Bu sabahları bu umutları bu ışıkları bir bir önüme katarak çoğaltacak olan çocuğum ben…
Siz göremeseniz de gökyüzünün uçaklardan arındırılmış vicdanıyım ben…
Gökyüzünü sadece yıldızlarla ve bulutlarla yeniden boyayacak olan biricik ressamım ben…

Yazının Devamını Beyaz Bulut 6. Sayıdan Okuyabilirsiniz.

Sombahar Ağaçlarını da Öveceğim, Vural Kaya

Uyandığımda gün ışımaya başlamıştı. Fakat hafif bir can sıkıntısı kaplamıştı içimi. Uyanır uyanmaz böyle düşünmem hiç hoş değildi aslına bakarsanız. Neden böyle bir duyguya kapıldığımı da tam olarak anlayamamıştım işin doğrusu. Pencereden dışarı bakmak istemiyordum. Yine dışardaki ağaçların hüzünlü halini görmek içimi parçalayacaktı.
Ağaçlar yaprak döküyordu.

Yazının Devamı Beyaz Bulut 1. Sayıda.