Oyunbozan

Oyunbozan/  Ümit Elif Özkan

Ali Cengiz Oyunu masalından ilhamla…

Anneler daha rahat sohbet etmek için çocukları yan odaya göndermişlerdi. Cengiz tek erkek çocuk olarak üzerine düşeni yapmış, kızların evcilik oyununu bozmuştu. Şimdi kenara çekilip sırıtarak dağılmış fincan takımlarının, ortalığa saçılmış bebek evi parçalarının başında mızıldayan, somurtan, şikâyet için harekete geçen kızları seyrediyordu. Fakat kızlardan biri oyunu bozdu. Gözlüklü, saçları örgülü Sümeyye’ydi bu. Sakince Cengiz’e yaklaşıp sordu:

- Oyunumuzu niye bozdun?

Cengiz fırsatı kaçırır mı? Göğsünü şişirip yumruklarını sıkarak,

- Ben dev bir robotum. Her şeyi yıkarım, mahvederim, dedi.

Sümeyye, Cengiz’in hiç beklemediği bir şey yaptı. 

- Ben de dev robotları perişan eden bir robot virüsüyüm.

Cengiz şaşırmıştı. Onun bildiği kız tepkisi değildi bu. Bir kız böyle şeyler söylememeliydi. Bağırmalı, 

ağlamalı ya da annesine şikâyet etmeliydi. 

Sümeyye’nin çıkışına şaşıran kızlar, bir Cengiz’e bir Sümeyye’ye bakıyorlardı.

Sümeyye üsteledi. 

- Evet, ben bir robot virüsüyüm ve bütün sistemini bozdum şimdi ne yapacaksın bakalım.

Cengiz, Sümeyye’nin kendinden emin duruşu ve kızların muzaffer tebessümleri karşısında hemen 

toparladı kendini. 

- O zaman ben de virüs avcısı bir bilgisayar korsanıyım.

Kızlar, Sümeyye’ye döndüler. O duruşunu hiç bozmadan oyunu sürdürdü.

- Ben de bilgisayar korsanlarını yakalayan bir süper ajanım. 

Kapışmanın heyecanı gittikçe artıyordu. Cengiz altta kalmadı.

- Süper ajanları yok eden bir süper kötüyüm. 

Sümeyye taktik değiştirmek gerektiğini anlamıştı. 

- Süper kötüleri iyileştiren büyülü bir çiçeğim.

Cengiz:

- O çiçeği acımasızca ezen bir çizmeyim.

Sümeyye:

- Çizmeye çiçek eken bir bahçıvanım. 

Cengiz:

- Bahçıvanı işten atan zengin adamım.

Sümeyye:

- Zengin adamın iyi kalpli kızıyım. Babam beni o kadar seviyormuş ki ne istersem yaparmış.

Cengiz zor durumdaydı. 

- Ben de şeyim. Dur, söyleyeceğim. Ben de…

Kızlar tezahürata başladılar.

- Sümeyye, Sümeyye…

Tam o sırada Cengiz’in annesi geldi.

- Haydi, oğlum gidiyoruz.

Sümeyye yüzünde kocaman bir gülücükle,

- Çok güzel oynadık Gülsüm Teyze, dedi. Cengiz yine gelsin.
 

​​Gökyüzüyle Arkadaş Olmak 2

Yazan: Zekiye ÇOBAN

​Gökyüzüyle Arkadaş Olmak

Gökyüzüyle Arkadaş Olmak  /   Zekiye Çoban

- Yine mi Alihaaan! 

Aşağı inmek için tam asansörün düğmesine basmıştım ki ablamın sesi, yine peşimden 

yükseldi. O küçücük a’lar yine kocaman olmuş, sanki beni yakalayıp cezalandıracak gibi 

peşim sıra geliyorlardı. Asansör biraz daha hızlansın istiyordum. Yahut aşağıda hazır 

bekleyen iri kanatlı bir kuş okula beni çarçabuk ulaştırsın. Ama yok, herhalde okula bugün de 

yürüyerek gideceğim. 

Ne zaman bir hata yapsam, ablamın sözünü tutmasam ablam; bütün gücüyle 

“Alihaaan” diye bağırır, o sevimli, yuvarlak, mini mini a’lar bir anda kocaman ve kızgınca 

çoğalır, elimi ayağımı birbirine dolaştırır. Ablamdan çok ablamın a’ları telaşlandırır beni. Bu 

sabah da öyle oldu. 

Hay Allah! Doğru ya dün gece yine unutmuş olmalıyım. Ablamı yine o yüzden 

kızdırdım.  Oysa her gün unutmayacağım diye söz veriyorum. Her gece uyku bastırınca 

istemeden unutmuş oluyorum. O rüya senin, bu hayal benim dolaşırken de hiç aklıma 

gelmiyor. Rüyalarımda da kimseler hatırlatmıyor.

Aşağı nefes nefese indim. Şimdi yukarı çıksam, her şey için geç. Okula da geç kalmış 

olacağım. Yahut eve varmadan ablamın a’ları asansörde beni yakalayacaklar. Elimi ayağıma 

dolaştıracaklar. Zaten kan ter içinde kalmışım. Bir an önce yola çıkmalıyım. 

İri kanatlı kuş, bugün de gelmemiş. Haydi tabana kuvvet Alihan, diyorum. Öyle hızlı 

güzel öyle hızlı yürü ki kuşlar sana imrensin.

Yolda arkadaşım Ferhat’ı görünce kuşları da ablamı da çoktan unutmuş oluyorum. 

Okul yolunu sohbet ede ede yürümek her zaman mutluluk veriyor. 

O gün Fen ve Teknoloji dersinde kutup yıldızı ve yıldızlar hakkında daha çok şey 

öğrendik. Heyecandan yerimde duramadım. Öğretmenimize sorular sordum, cevaplar verdim, 

içimdeki gökyüzü sevdasından bahsettim. Öğretmenimiz “Aferin Alihan” dedi.

- Konuyu çok güzel kavradın. Yıldızlara, gökyüzüne merakın bana da heyecan verdi. 

Merak etmen, araştırman hoşuma gitti.

Öğretmenime teşekkür etmeyi ihmal etmedim.

Heyecanla sözlerime devam ettim:

- Her gece yıldızları izliyorum, öğretmenim. Onlarla sohbet ediyorum. Kutup yıldızını 

selamlıyorum. İnsanlara yön ve yol bulmakta yardımcı olmasının ne kadar önemli olduğunu 

söylüyorum. Allah’ın kudretinin büyüklüğünü düşünüyorum.

Öğretmenimizin gözleri yıldız gibi parladı:

- Seni ileride astronot yahut uzay araştırmaları yapan bir bilim adamı olarak görmek 

istiyoruz Alihan. Ne güzel düşüncelerin var.

Bol yıldızlı dersimiz hiç bitmesin, isterdim ama birden çalıveren ders zili, sohbetimizi 

bölmeye yetti. Oysa söyleyecek daha ne çok sözüm, ne çok hayalim vardı.

Ranzanın üst katını gökyüzüyle arkadaş olmak için seçtiğimden, her yer gece 

yıldızlarla sohbet ettiğimden, hayallerimi yıldızlarla süslediğimden kimsenin haberi yoktu. 

Kusursuz, mükemmel yaratıcının eserlerinin hepsi incelenmeye, üzerinde düşünmeye değerdi.

Sonra ablam geldi aklıma. Gülümsedim. Ona bile söyleyememiştim. Her gece ay ve 

yıldızlarla sohbete dalmışken, ansızın gelen uykum yüzünden tülü açık unuttuğumu 

istemeyerek de olsa onu kızdırdığımı. Ablamın a’larının en çok bu yüzden kızgın ve kocaman 

olduklarını kim nereden bilecekti? 

Yol boyu düşüne düşüne yürüdüm. Eve vardığımda ablam yoktu. Derin bir nefes 

aldım. Birazdan gelir ve yine gece tül ve perdeyi açık bırakmamın sebebini sorardı. Yine 

küçücük a’lar kocaman olurdu belki. Ama kararlıydım. Bu sefer sakin sakin konuşacaktım. 

Gökyüzüyle komşu olmak için ranzanın üst katını ondan istediğimi, bol yıldızlı hayallerimi, 

sevdiklerimi özlediklerimi gökyüzüne yerleştirdiğimi, ansızın kapanan gözlerimi, her şeyi 

anlatacaktım. Düşüncesiz bir çocuk olmadığımı ispatlayacaktım. O zaman ablam daha iyi 

anlardı beni. Nasılsa biz çözüm bulabilirdik; açık kalan pencereler, sıyrılmış perdeler için. 

Yeter ki, gökyüzüyle bir arkadaş olarak kalabileyim hep.

​ÇOCUKLAR VE BİR GÜN

ÇOCUKLAR VE BİR GÜN 

Vural KAYA

Bir gün gelecek, çocuklar "yalnızlığı" kaf dağının ardına kadar kovalayacaklar.

Bir gün gelecek orda, o kaf dağının ardında iyi dev amcalardan rica edecekler: lütfen 

dev amca, bu yalnızlığı bir daha kentlere geri gönderme, hep orda kalsın, iyi bir masal 

kahramanı sansın bizden sonraki çocuklar onu", diyecekler.

Bir gün gelecek sevgi öğretmenleri yayılıp yeryüzüne; bütün insanlarla sevgi dersi 

yapacaklar.

Bir gün gelecek, uzaydan yeryüzüne doğru her gece melekler iner sanacak çocuklar, 

her gece insanlık bereketinin yağışını...

Bir gün gelecek çocuklar çıkmaz sokakların sahibi olacaklar; ve o çıkmaz sokaklarda 

gülücük sergileri yapacaklar. 

Bir gün gelecek çıkmaz sokaklar güllerle, yaseminlerle donatılacak; şiirlerle, 

masallarla, öykülerle, fotoğraflarla, resimlerle...

Bir gün gelecek, her gece yoksulların kapısında çocuk konseyleri belirecek; onlara en 

sevdiği yiyecekleri, giysileri getirecekler...

Bir gün gelecek, haksızlığı sihirli bir değnekle yok eder gibi dokununca yok ediverecek 

çocuklar.

Bir gün gelecek, adalet serpecekler yeryüzüne gülücük çocukları; her çocuk bir Ömer 

güzelliğinde donatacak kalbiyle her yeri...

Bir gün gelecek, umursamazlık hastalığına deva olacak ilacı bulacak bu çocuklar.

Bir gün gelecek, her insana tabiatı sevmeyi öğretecek güzelim gülücük severler.

Bir gün gelecek, "herkesin bir dağ evi olsun, herkesin bir kuşevi olsun, herkesin bir 

ağağevi olsun" kampanyası başlatacak çocuklar.

Bir gün gelecek, kin ve nefreti denizlere dökecekler, yok edip sevgiyi bir bayrak gibi 

göndere çekecek bizim çocuklar.